ANA SAYFA
Zarar görmeden Fransa’ya zarar verilebilir mi?
Zarar görmeden Fransa’ya zarar verilebilir mi?
Biz hakikaten böyleyiz. Unuturuz. Harici düşmanlarımızı affederiz ama kendi aramızdaki husumeti hep canlı tutarız.
Türkiye kendisine zarar vermeden Fransa’ya zarar verebilir mi?
Bunun cevabını Le Mond, oylamanın yapıldığı gün vermişti:
“Türkiye kendisine zarar vermeden Fransa’ya zarar veremez”
Fransa, bunun böyle olduğunu bizden daha iyi biliyor. Nerelere kadar içimize nüfuz ettiklerini, bizi nasıl ele geçirdiklerini çok iyi bildikleri için istedikleri muameleyi bize yapmakta sakınca görmüyorlar.
Nitekim oylamanın yapılacağı gün bir kadın parlamenter aynen şöyle demişti: Türklerin tepkisi sizi doğru hareket etmekten alıkoymasın. Onalar bir iki gün bağırır çağırırlar, sonra unuturlar.”
Biz hakikaten böyleyiz. Unuturuz. Harici düşmanlarımızı affederiz ama kendi aramızdaki husumeti hep canlı tutarız. Bizi büyük millet yapan belki bu huyumuzdur ama devletlerimizin sık sık dâhili inkırazlar yaşamasının sebebi de odur.
İşte görüyorsunuz, Fransa karnını kaşıya kaşıya bu milletin tarihine, şerefine el uzatıyorken bile içimizde taraftarlar bulabiliyor. Dünün İslamcısı ve nurcusu –sonunda o da pkk taraftarı oldu diyorlar- Altan Tan –ki ben hala da onu müstakim bir Müslüman görmek niyetindeyim- bile, aynı gün, çıkıp diyor ki, “Ermenilere yapılan haksızlık ve zulüm itiraf edilsin!” dedi.
Hay hay! Onların ırz, mal ve canlarının önce Kürt eşkıyası tarafından pa mal edildiğini de itiraf edelim mi? 600 yıl boyunca Müslümanlarla hiçbir problem yaşamadan ‘Tebaa-yı sadıka’ sıfatını hak edecek kadar bizden birileri gibi yaşayan Ermenileri, Müslümana da Osmanlıya da düşman hale getirenlerin Kürt eşkıyası olduğu gerçeğini dile getirelim mi? Zaten topraklarında ırgat gibi çalıştırdıkları Ermenilerin bir de namus ve ırzlarına tasaddi etmek hangi kanunda ve dinde var?
Mehmet Ali Bulut – Haber 7
yazının devamı için tıklayınız..
Исследование событий 1914 – 1920 годов, выдуманного «армянского геноцида»
KORKU
Bir Hint masalına göre, kediden korktuğu için devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür. Ve der ki,”Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.”
Ünlü yazar Shakspeare, bu konuda söyle diyor :
“İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için …
Şike
Bir tarafta devletin hukuku diğer tarafta spor hukuku.
Bugune kadar Türkiye de spor , sorunlarını kendi içinde oluşturduğu yargılama organları ile çözüyordu.
Daha doğrusu çözemiyordu.
Yeni çıkan bir takım kanunlarla bu iki hukuk bir aniden hemhal oldu.
Ancak dünya da genel kanı spor hukukuna develtin fazla müdahele etmesinin doğru olmadığıdır.
Spor hukukçuları bu konuda oy birliği içerisindedir ..
Ancak ülkemizde başlayan şike soruşturmaları gösteriyor ki devlet bu işin içine balıklama dalarak herşeyi kırıp dökemeye başlaması ülkeye zarar veriyor.. Cezaların yüksek oluşu polisin ve savcının elini güçlendirse de örgütlü suç kapsamında ülke sporunun bu denli kaba ve özensiz bir şekilde ortaya saçılması Türkiye nin dünya da ki imajına çok ciddi darbe vurmuştur.
Sorunlar bir günde ortaya çıkmadığı gibi bir günde de çözümü mümkün olmuyor.
Senelerce soruşturmaya dahi tabii tutulmayan konuların bu şekilde Türkiye ye zarar verecek şekilde ele alınması Türkiye nin 100 yıl önce kurduğu Cumhuriyetin hala doğru temellere oturtulmadığını gösteriyor.
Ülke sorunları bu şekilde çözülmez. Hukuk devleti dahi olsanız bu şekilde sorun çözülmez. Bugun dünyanın en gelişmiş ülkeleri bu tarz sorunlarını çok daha akıllıca çözmüşler ve ülke imajlarına zarar vermemişlerdir.
yazının devamı için tıklayınız..
MHP ve düşen perde…
Devlet Bahçeli diyor ki ” anlaşılıyor ki Devlet yok , millete gidiyorum ” .
Evet Devlet in olmadığını bütün ülke gördü. ‘Devlet’ aslında hiç yoktu.
18 Mayıs 1997 de ki Türkeş sonası kurulayda yaşananları analiz edince ‘Devlet ‘ in zaten hiç olmadığını zaten görüyoruz.
Asıl can alıcı olan soru da şudur aslında: demek ki MHP bu ülke de iktidar olacak olsa birileri ülkeyi 2 gün içinde kaosa sürükleyip bir ülkenin hükümetini düşürebilecek . Bu kasetlerle yapılması muhtemel şantajların ve alınacak tavizleri düşünmek bile insanın içini bunaltıyor.
Bunda tek suçlu MHP dir.Dünya da , insanların özel hayatlarını inceleyip gerektiğinde şantaj yapacak iç ve dış yüzlerce güç olabilir. Bunları yok edemezsiniz. Ama siz iktidara talip iseniz önce buna ahlaki yönden layık olacaksınız. Ehliyetinizin olup olmadığı bununla doğru orantılı zaten.
Nitekim MHP nin iktidar ortağı olduğu 2002 yılına kadar yaşananlara ve ülkenin geldiği noktaya bakınca insan bu şantajların yapılmadığını söylemesi zorlaşıyor.
yazının devamı için tıklayınız..
По- Русский
Türkçe
NAAT (ŞEYH GALİP)
Sultan-ı Rusul, Şah-ı mümeccedsin Efendim
Biçarelere devlet-i sermedsin Efendim
Divan-ı İlahi’de Ser-amedsin Efendim
“Le amrük” tacı ile müeyyedsin Efendim
Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim
Hak’tan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim
Hutben okunur minber-i iklim-i bekada
Hükmün tutulur mahkeme-i ruz-i cezada
Gülbang-i kudümün çekilir arş-ı Hüda’da
Esma-i Şerifin anılır arz-u semada
Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim
Hak’tan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim
Ol dem ki nebilerle veliler kala hayran
Nefsi için dehşetle kopa cümleden efgan
Yeis ile kulların ola halleri perişan
Destur-i şefaatla senindir yine meydan
Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim
Hak’tan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim
Biçaredir ümmetlerin, isyanına bakma
Red eli vurup hasret ile düzaha yakma
Rahmet et aman, ateş-i hicranına yakma
En başta kulun Galib’i pür-cürmü bırakma
Sen Ahmed-i Mahmud-u Muhammed’sin Efendim
Hak’tan bize Sultan-ı müeyyedsin Efendim.
***
Kaside-i SU
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Zevk-i tiğından aceb yok olsa gönlüm çâk çâk
Suya versin bağ-ban gülzar-ı zahmet çekmesin
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattına
Ârızın yâdiyle nem-nâk olsa müjgânım n’ola
Gam günü etme dîl-i bîmardan tiğin diriğ
İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Ben lebim müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi
Ravza-ı kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Dest-bûsı arzûsiyle ger ölsem dostlar
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
Seyyid-i nev’i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
Kılmak için taze gül-zâr-i nübüvvet revnakın
Mu’ciz-i bir bahr-i bî-pâyan imiş âlemde kim
Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Eylemiş her katrede bin bahr-i rahmet mevc-hîz
Hâk-i pâayine yetem der ömrlerdir muttasıl
Zerre zerre hâk-i der-gâhına ister salınûr
Zikr-i na’tın virdini derman bilir ehl-i hatâ
Yâ Habîbâ’llah yâ Hayr el-beşer müştâkınım
Sensin ol bahr-i kerâmet kim Şeb-i Mi’rac’da
Çeşm-i hûr-şidden her dem zülâl-i feyz iner
Bîm-i dûzah nâr-i gam salmış dîl-i sûzânıma
Yümn-i na’tinden güher olmuş Fuzûlî sözleri
Hâb-ı gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su
***
Düşüncelerine dikkat et; Sözlere dönüşüyorlar,
Sözlerine dikkat et; Eyleme dönüşüyorlar,Eylemlerine dikkat et; Alışkanlıklarına dönüşüyorlar, Alışkanlıklarına dikkat et; Kişiliğine dönüşüyorlar, Kişiliğine dikkat et; Kişiliğin kaderin oluyor!’
***
Eşek alim olmaz su taşımakla tekkeye, İnsan adam olmaz gitmek ile Mekke’ye. ZİYA PAŞA
***
Eğer gıybetlerimiz alkol kadar sarhoş etseydi, namazlarımızı sallana sallana kılardık
***
Kanuni kadar romantik ve edip biri yoktur
İlber Ortaylı .
16 Ocak 2011
Muhteşem Süleyman büyük bir mareşal, usta bir kuyumcu, beğenilen bir şairdi. Yaptıklarını ve yaşadıklarını, bir hükümdarın ne olduğunu anlayarak değerlendirmek gerekir. Kanuni üzerinden aleme ders vermek manasızdır
Çağdaşı olan Türkler ve bütün imparatorluk tebaası ona Kanuni demeyi tercih etti; oysa yaptığı kanunlar kendisinden evvel yapılanların bir derlemesi gibidir. Bu kanunnameler toplumun hayatı için elzemdi. Kanuni de hepsinden daha mükemmelini yaptı. Arazi meselesinin düzenlenmesi en önde gelenidir, bu nedenledir ki tebaası onu “Kanuni” diye nitelendirdi. Ama bütün dünya ona “Muhteşem” diyordu.
Avrupa’da ulusal devletlerin oluşmaya başladığı, ortaçağ monarşilerinin yeni dünyaya intibak kavgası verdiği bir devirde tahta geçti. O padişah olduğu sıralarda Macaristan baştan ayak György Dosza (Erdelli bir küçük soylu) başkanlığındaki köylü ayaklanmaları sarsılıyordu. Almanya köylü ayaklanmalarını, İngiltere Protestan-Katolik din reformu kavgalarının yaşıyordu. Her yerde de hükümdarlar kan ve zulüm ile ayaklanmacıları yok edip güvenliği yeniden kurdular.
Yerinde duramayan bir komutandı
İspanya ve Avusturya Habsburgların elindeydi, bunlar üstelik Almanya imparatorluk tacı için de seçilirlerdi. Kendilerinden yaka silken Fransa’ydı. Kanuni devri kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa diplomasisine vakıf olduğu ve Avrupa’yı birbirine düşüren politikalar tertiplediği, güttüğü bir devir olmamıştır.
Kanuni 1495’te Trabzon’da doğdu. Babası Yavuz Selim oranın sancak beyiydi; anası aksini iddia edenler olmakla birlikte Kırım Hanı Mengli Giray’ın kızıdır deniyor. Galiba büyük Mareşal Yavuz Selim Han ona dikensiz gül bahçesi gibi bir taht hediye etmiştir.
1520’de, 25 yaşında Osmanlı tahtına oturdu. Mükemmel bir askeri eğitim almıştı. Adet olduğu üzere Enderun’da içoğlanlarıyla birlikte ve zaman zaman özel olarak eğitim gördü. Günü geldi Manisa’da Saruhan sancakbeyi oldu. O dönemde tek eşi şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran’dı. Bazıları nikahsız eşi diyor, padişahın nikahı bir hadise değildir. Düğün dernek olmaz, bir şehzadenin mürüvveti, onun sünneti düğünüdür.
yazının devamı için tıklayınız..
Zeynep Bebek
Dünyasında oyundan başka hiçbir şey olmayan, uyku ve yemeğe de daha çok oyun oynayabilmek için zaman ayıran bir çocuktu Zeynep. . .
Uykusunu ve yemeğini hatırlatan ve hatta zaman zaman zorla yediren , ninniler söyleyen annesini kaybedene kadar hayatının en güzel 15 ayını yaşadı. Taa ki bir hain annesinin canına kıyan o mayını o yola yerleştiren kadar. Zeynep bebeğin körpe bacaklarını da yaralayan o patlama bir kazanın eseri değildi.
Zeynep’i iki bacağında ki yara izlerine bakıp bunlar olduğunda annem yanımdaydı diye hüzünlü ve yanlız gecelere terk edenlere yazıklar olsun. Hastane de gözlerini açtığında ilk sözü ”Anne” olmuş yavrunun. Anne , yokluğu bir bebeğin cinnet geçirmesi için yeterli bir sebep olan varlık. Kimi öldüreceğini bilmeyen mahlukların saldırısına uğrayan Zeynep bebeği hangi suyla yıkarsanız yıkayın o çıldırırcasına ağlayacak ağlayacak ve rabbimin kalbine ihsan edeceği sabırla sakinleşip kaderine razı olacak. Allah ın bahşettiği sabır olmasa bir bebeğin beş dakika görmeyince delirdiği annesizliğe nasıl dayanırdı Zeynep in o küçücük kalbi.
yazının devamı için tıklayınız..
Kılıçdaroğlu ve İsrailoğulları
Kemal Kılıçdaroğlu nun İsrail televizyonunu makamında kabul edip söyleşi yapması ve bunu referandumdan hemen önce yapıyor olmasının akılla mantıkla bağdaştırılabilir bir yanı yok.
Bu tarz acemice işler yapıldığını görünce diyorum ki : acaba CHP beyin takımında Erdoğan ın ihtiyarlarından birileri insiyatifi ele mi geçirdi ?
Aksi halde bu tarz bir stratejik yanlışı yapabilmek için ya ahmak olmaz lazım , veya bu milleti hala çok ama çok fazla hafife almak gerekli.
Aslında CHP de bugünkü resmin tümüne bakacak olursak her ikisi de söz konusu. Bu yapı içinde kafası çalışan entellektüel kimse kalmadı . Militan ruhla siyaset yapan , pireye kızıp yorgan yakabilecek kadar değerleri yozlaşmış bir kadrosu var CHP nin.
yazının devamı için tıklayınız..
Cemaatlerin soru çalması mümkün mü ?
KPSS olayından sonra cemaatlerin soru çaldığını söyleyen tipler çıktı piyasaya.
Hangi cemaat olduğu çok önemli değil. Önemli olan insanların çamur atınca hala izinin kalacağını düşünmeleri üzerine kurgulanmış bir yapı. . Türkiye de artık işler böyle yürümüyor . Çamur atınca artık iz kalmıyor. Bilakis o çamur dönüp bir bumerang oluyor. Size çamurdan bir gölete düşmek kalıyor.
Ancak bazı kesimler bunun hala farkında değil ve hala bu eski numaradan medet umuyorlar.
Bir: Kanun artık çamur atanları te‘dip ediyor. En azından o yönde süratli bir gelişme var.
İki: Toplum artık enayi değil. Cahil değil. Koyun sürüsü hiç değil.
Üç: Eskiden olduğu gibi tek taraflı medya ile kendi çalıp kendi oynayan ve dünyadan uzak bir ülke yok. Artık ülke de ki her kesim istediği kaynağa 2 sn içinde ulaşabiliyor.
Dört: Son olarak da eklemek gerekli ki , ülke de bunca yıl yaşanan olaylardan sonra toplum artık çamur atılanın mağdur olduğunu düşünüp atana tavır alabiliyor.
İşte bu nedenlerden dolayıdır ki kanımca MHP nin arka planda olduğu cemaatlere yapılan bu suçlamada da yine kaybeden suçlayanların kendisi olacaktır.
Nitekim elinde herhangi bir kanıt olmadan bunu söylemek bile kanunsuzluktur.
Ayrıca ; akıl sahibi herkes bilir ki cemaatler ve mensupları bu toplumda ortalamanın çok üzerinde bir bilince ve eğitime sahiptirler. Yani isteseler adamlarını kimsenin ruhu duymadan yerleştirecek kadar tecrübeli ve kararlıdırlar . Hadi çaldılar diyelim , çalsalar bile kalkıp bu işin suyunu çıkarıp bütün soruları doğru cevaplamazlar. Bu noktada varsa kişisel birtakım suçlular bunların cemaete mal edilmesi doğru olmaz. Ancak CHP ve MHP bu iddiların üzerine mal bulmuş mağribi gibi atlayacaklarından zerre şüphe duymuyorum.
Diğer taraftan ;
Beğenir veya beğenmezsiniz bu cemaatler 25 senedir eğitim işiyle ilgilenirler ve ÖYSM nin devletin gücüyle yaptığı organizasyonlara eşdeğer işler yaparlar. Eğitim işiyle ilgilenen ve 25 yılda bu işte profesyonelleşen bir yapının sicilinde soru çalmak veya benzeri fiiller yok. Bugün bu suçlamaları yapabilmek için önce % 100 organize ve entegre bir yapıyı deşifre etmelisiniz. Ülke nin geçirdiği en zor dönemlerde işin kolayına kaçmayan,soru çalmayan, torpille iş görmeyen, rüşvet vermeyen, ama gidip Erzurum da, Ağrı da, Van da okul yapan bir cemaati karalamak için bir insanda insafa bile gerek yok . Akıl yeterli. Akıl ve insaf , bunların her ikisi de olmayabilir ama yeterki insan önyargısız olsun.
yazının devamı için tıklayınız..Foto Makale :
-
SEN BİR AZ-GELİŞMİŞSİN
Kıt’aları ipek bir kumas gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.”Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az–gelişmişsin.”Ve Hıristiyan Batı’nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nisân-i zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız. Cemil MeriçGündem- Son eklenen makaleler..
Ergenekon un gudumunde ‘Evet’ diyecekler ..
BDP Anayasaya referandumunu boykot etme karari alarak bir anlamda AK Parti nin elini rahatlatmisti. BDP nin referandum konusunda daha ilimli politika izlemesi durumunda MHP ve CHP yi icine ceken ulusalci cephenin hangi soylemlerle referandumu bolunme- bolunmeme oylamasina goturecegini tahmin etmek guc degil .
BDP nin bu tutumu ile MHP nin meydanlarda “PKK ile ele vermis bir iktidar ulkeyi boluyor” nutuklari atmasinin onune engel olarak cikmasi aslinda “Ergenekon” un dusünüp önlem olmasi gereken bir strateji olmalıydı . Kendi başının çaresine bakmakla meşgul olmasından belki de konuyla derinden ilgilenemedi ve BDP boykot karari alarak başta kendi ile çelişti sonra da ülke de ki ”Hayır” cıların elinden büyük bir kozu da almış oldu.
Bu durumda PKK ile organik ilişkisi olduğundan söz edilen Ergenekon un gecikmeli olarak devreye girmesini beklemek çok mantıksız sayılmaz. Ergenekon her ne kadar eski gücünü kısmen kaybetse de şu sıralar bir hamle ile BDP yi boykottan Evet saflarına doğru çekmeye çalışabilir. Bunun için Hayır cephesinin son durumundan iyice emin olmaya çalışıyorlar. Eğer Evet çıkacağı yönünde intibaları kesinleşirse Ağustos un son haftasına girilirken BDP nin Evetçi olarak karşımıza çıkmasına şaşırmayalım.
Bu çabalar ülkenin demokratikleşmesinin önünde uzun vadede engel olamayacaktır. Öyle veya böyle Hayır cephesi kaybedecek ve ‘doğru’ bütün yanlışları içinde eriterek yoluna devam edecektir. Yeter ki toplum ülke meselelerine ideolojik gözlüklerle bakmasın.
yazının devamı için tıklayınız..
MHP – Numan Kurtulmuş ve Saadetli günler
Türkiye yi önümüzde ki günlerde kamplaşmaların tavan yapacağı günler bekliyor. Referanduma giden süreçte AK Partinin yanlızlaştırılacağı , Tayyip Erdoğan yandaşlığı veya karşıtlığının neredeyse tek ortak payda olacağı günler bekliyor .
Bu sürecin birinci ayağı referandum, ikinci ve en önemli ayağı ise 2011 genel seçimleri olacak.
AKP ve CHP nin iki kutup halinde toplumu gerdiği , MHP nin farklı şeyler söylüyor gibi yapıp CHP nin değirmenine su taşıdığı bir dönem zaten uzun süredir yaşanmakta. Ancak 12 Eylül referandumu ve 2011 seçimlerine giden süreç bu gerilimde sınırları zorlayacak ve AK Partinin kaderini belirleyecek .
Muhsin Yazıcıoğlu nun bu gün hayatta olmaması acaba bir kazanın sonucu mu yoksa emr-i Hak vâki olmasında başka bir sebep var mı bilemiyorum . Ancak MHP nin bugün oynadığı role bakınca birileri iyi ki Muhsin Yazıcıoğlu yok veya bir başka kesimin keşke olsaydı dediğini tahmin edebiliyorum.
MHP gittiği yolda Türkiye yi de bölünmeye ve büyük tuzaklara götürmeye programlanmış bir parti haline geldi. Ülkücü tabanın aksine MHP nin temel konularda AK Partiye destek vermemesi sıradan bir konu olamaz. Nitekim böyle bir Türkiye de ne Ergenekon kalır ne de askeri veya yargı vesayeti. Özal ve Erdoğan ın siyasi zemini , muhafazakar kesimin oyu %40-45 arası. MHP, dolayısıyla ülkücü tabanın bu bloğa kayması statükoyu bitirir.İşte bugün bu süreçte MHP tabanını en fazla rahatsız edip baraj korkusu yaşatabilecek tek parti Yazıcıoğlu nun başında olduğu bir BBP olurdu.
MHP yi Türkiye için en önemli tehdit olarak belirledikten sonra geçelim daha küçük ama önemli bir başka faktöre.
yazının devamı için tıklayınız..
Karşıt Görüş kepazeliği…
Dün bir rüya gördüm . Gece saat üç ..
Rüyamda bir program izliyorum..
Program sunucusu ‘kendini sonradan keşfetmiş yapay sarışın” Balçiçek Pamir..
Konuklar ;
CHP nin başarısını candan istiyorum . Ülkemizde eleştiri kültürü oluşmamış diyen eski işçi partili yazar Ataol Behramoğlu.
CHP li, Türkiye deki büyüme doğal olarak ortaya çıkmıştır, hükümetin dahli yoktur diyen Hurşit Güneş.
CHP li , Gazzeye gidenler şehit değil en azından hukiki olarak şehit değil diyen parti meclis üyesi İsa Gök.
CHP li , Tek Parti dönemi kastederek o zaman herkes CHP li idi diyen İhsan Özkes . ( Türkan Saylan ın Cenaze namazı kıldıran adam)
Roj TV de programa katılan Cumhuriyet gazetesi eski yazarı Erdoğan Aydın .
Toplam altı kişi Kanal ise Habertürk ..
Rüyamda bu programı biraz izledim ve programda söylenen sözlerden hatırladıklarımı yukarıya yazdım.
Söz kime gelse AK Parti ülkeyi batırıyor çığlıkları atıyordu . Hukümet karşıtı görüşlerini sıralamak için birbirleriyle yarışıyorlardı. Önce ne yapıyor bu adamlar diye düşündüm . CHP istişare heyetinin olduğu bir ortama neden Karşıt Görüş ismini vermişler diyecek oldum ama rüyada olduğumu hatırlayıp olabilir , neden olmasın dedim.
Sonra bir baktım reklam girdi. .. Reklam girince rüya olup olmadığı konusunda şüphelenmeye başladım. Öyle ya rüya olsa reklam niye girsin , metafizik bir olayda maddi bir amaç güdülmezdi… Ayrıca bu kadar detaylı rüyayı kim görmüş ki bana nasip olsun. Ama gecenin üçü olduğunu hatırlayıp niye siyasi program yapsınlar ki rüyadır rüya dedim kendi kendime..
yazının devamı için tıklayınız..
Bu şartlarda Savaş , stratejisi olmayanların başvuracağı yoldur.
Yine gündemi kendi doğal argumanları ile ele alamadığımız ve kendi içimizde yalpaladığımız günler yaşıyoruz.
Türkiye nin dış siyaseti söz konusu olduğunda dahi birlikte aynı yöne bakamayan bir toplum haline getirilmişiz.
Böyle önemli günlerde bu durum tüm açıklığı ile ortaya çıkıyor. Umarım Mavi Marmara olayı ülkemiz adına bu yanlışlarımızı görüp onları tedavi etme adına bir işlev görür.
Bir cümle ile özetlemek elbette çok zor ancak Türkiye üzerinde oyun oynayanların elini en fazla rahatlatan durum toplumda ve dolayısıyla da devlet içinde yaşanan bu bölünmedir.
Askerin her daim hukumetlerle kavgalı olduğu bir devletin vatandaşlarıyız. Bu kavgayı sonlandırıp dış politikada askerin gücünü arkasına alacak hükümetleri ne zaman oluşturabileceğiz bilemiyorum.
Toplumu bu kavganın tarafı olmaya iten provakasyon makinelerini etkisiz hale getirmedikten sonra devlet içinde uzlaşamayan tarihi kurumların uzlaşması çok zor görünüyor.
Askeri ve sivil otoriteler arası 100 yıldır süre gelen bu ayrışma içte ve dışta ülkeye o kadar çok şey kaybettirdi ki…
Bundan birkaç hafta önce Hocaefendiyi manşetlerden kim indirmiyor diye bir yazı yazmıştım. Bugün gelinen nokta da maalesef korktuklarım başıma gelmeye başladı.
Gülen e karşı Türkiye kamuoyunda ciddi bir teveccüh mevcut. Organik hiç bir bağı olmayan yazılı ve görsel medya, yazarlar v.s Fethullah Hoca söz konusu olduğunda iki değil 3 kere düşünüyorlar ve hatta birkaç gün bekleyip ancak öyle esasa girmeden yorumlarını yapıyorlar.
Hak davasında liderlik yaptığı hizmetler bugün dost düşman herkes tarafından kabul görüyor.
Gazze nin veya bir başka zulmün kınanması söz konusu olduğunda Hocaefendi nin önünde söz söyleyebilcek insan azdır.
Hocaefendi nin 30 yıllık hizmetlerini objektif bir bakış açısıyla inceleyen bir akıl bu tesbitin doğruluğunu tartışmayacaktır.
Herşeyden evvel meselelere bir stratejist gözüyle bakacak olursak Hocaefendi 30 yıldır bir tek öğretmeninin burnunu kanatmadan 100 ülke de okulların açılmasına vesile olmuş bir liderdir.
Hocaefendi cami kürsüsünden binlerce cemaati bir imasıyla sokaklara dökebilecek bir atmosferde dahi” tel’ine bedduaya amin demedik” deyip Allah a havale etmiş bir liderdir. O günlerin havasını bugün düşündüğümde Hocaefendi nin cami kürsüsünden bu denli sıcak ve duygu yüklü vaazlarının aslında ne denli bir kuyumcu ustası inceliğinde ve hassasiyetinde idare ettiğini daha iyi anlıyorum. Ne zaman ki toplumu kolay provake edecek unsurlar oluşmaya başladı Hocaefendi vaazlarına son verdi.
yazının devamı için tıklayınız..
Gandi’yi küçük gören AK Partiler’in yanıldığı nokta
Mehmet Ali Bulut
Zaman zaman yazı yazma konusunda tereddütler yaşadığımı okuyucularım bilirler.
Bazen öyle olur ki, yazı yazıyor olmaktan sıkılırım, utanırım. ‘Sana mı kaldı bu iş’ derim. Bu çağ, yazarın okuyucudan ziyade olduğu bir dönem. Kıyamet alametlerinin sıralandığı bir hadiste, ‘muharrirlerin çoğalması’ da var. Kendimi o hükmün altına giren bir unsur olarak görmekten endişe ederim. İçimden “artık yazmamalıyım” dediğim çok olmuştur.
Çünkü Allah’ın nimet verdikleri, o nimeti –iktidar nimeti dahil- tamamen kendi çabalarının bir neticesi bildikleri için nasihate ihtiyaç duymuyorlar.
Gadre uğramış yahut hayat karşısında bir parça yenilgiye uğramış olanlar ise başlarına gelenlerden ya iktidarı veya Cenab-ı hakk’ı mesul tuttukları için, kendi hallerini düzeltmeye ihtiyaç duymuyorlar.
Eh böyle bir ortamda, ‘başarılı olmayı başaramamış’ –yani zengin olamamış- benim gibi birinin i’rabda mahalli de olmaz sözünün değeri de.
Tam böyle düşünüp, ‘oğlum sen artık kenara çekil’ dediğim bir anda bir bakarım bir hadise olur. Basit, sıradan ve küçük…
Sonra bir hal ile o küçük işin arkasındaki büyük plan veya oyun içime doğar beni rahatsız etmeye başlar. Kendi kendime ‘milletin dikkatini buna çekmek lazım’ diye düşünürüm. Çünkü şunu defalarca yaşamışımdır; E can ben gördüğüm ben bildiğim halde kos koca filan mı görmeyecek bilmeyecek?
Evek koskoca filan veya feşmekanı çok basit, herkesçe görülebilecek küçücük bir meseleyi fark etmediğine defalarca şahit olmuşum ve anlamışım ki, bir şey fark edildiğinde hatırlatılmalı, dillendirilmeli… Belki sizin, görür dediğiniz kimselerin gözlerinden kaçmıştır.
İşte bu bir iki gün içinde böyle iki hadise dikkatimi çekti.
Birisi, yıllarca, 27 Mayıs darbesi ve onun mağdur ettiği insanların savunucusu rolüyle kendisini millete ‘demokrat diye yutturmuş’ Cindoruk’un, ne ise o olmayı kendisine prensip edinmiş, dün 27 Mayıs darbecilerini bugün de Ergenekoncuları alkışlamayı görev bilmiş Mümtaz Soysal ile birlikte Anayasa değişiklik paketine ‘hayır!’ demek için bir araya geldiklerini duyuran haber…
yazının devamı için tıklayınız..
Doğangaz’la şişirilen yelkenler ?
Bir yerde düğmeye basıldı ve herşey şimdilik yolunda gidiyor. Doğangaz daha önce yaptığı anketlerde yüzde 56 gösterdiği oluşumlar az bir zaman sonra yüzde bir almıştı halktan. Diğer taraftan bu tür komplolarla düğmeye basanların bugüne kadar her seferinde biryerlerde açıklar verdiğini biliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada kod adı Baykal operasyonu öncekilere oranla oldukça profesyonel ilerliyor.
Bu noktoda dışarıdan yardım alınıp alınmadığını etkili olacaktır. Alınmadıysa veya kısmen alındıysa birkaç aya kalmaz yelkenleri şişirenler en yakın koya demir atmak zorunda kalabilirler. Yok eğer işin içinde tam destekli bir dış yardım var ise birkaç seneden erken bu operasyonun ipuçlarına ulaşılması oldukça zor . Ancak er veya geç bu kumpasın arkasında ki isimler gün yüzüne çıkacağı konusunda şüphem yok.
Gelelim Kılıçdaroğlu na.. Umarım fazla perişan olmadan vazifesini tamamlayıp emekliye ayrılır. Kendisi hakkında söylenecek fazla bir söz olduğunu düşünmüyorum. Halka ebleh muamelesi yapmanın en açık göstergesi Kılıçdaroğlu nun geçici dahi olsa başkan yapılmasıdır. Toplum mühendislerinin zihin yapılarını ve toplumu ne kadar tanıdıklarını anlamak için bu olaya bakmak yeterli. Dünya dengeleri arasında kendisine yer bulmaya çalışan bir ülkeye uluslararası vizyondan yoksun bir başbakan. Onlar hala daha bu topluma neyi cilalarlarsa yutturabileceklerini dahi bilmiyorlar. Gerçi onların bu hamlesini olumlu bulan yüzde 7 lik bir kesimin olduğunu Uzan kanıtlamıştır o da ayrı mesele.
yazının devamı için tıklayınız..
Melih Gökçek konuştukça AK Parti oy kaybediyor
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i son zamanlarda Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’la girdiği polemiklerle ekranlarda görüyoruz.
Melih Gökçek belediye başkanlığına son kez seçildiğini ve partisi tarafından bir daha aday gösterilmeyeceğini biliyor. Kafasında belediye başkanlığını bitirdiği için bu durum tavırlarına yansıyor. Eskisine oranla daha rahat ve daha bağımsız hareketler içinde görüyoruz kendisini. Bu rahatlığı kullandığı alan ise futbol.
Futbolun bir hobi olarak ayıplanacak bir tarafı yok tabii ki . Ancak futbolun en rahatsız edici tarafı olarak bilinen şikelerle, polemiklerle gündemi meşgul etmesi kendisine ve partisine zarar veriyor. Spor programlarında siyasi bir kişilik olarak dakikalarca Fenerbahçe başkanını hedef alan konuşmalar yapmasının hangi mantıkla izahı mümkündür?
yazının devamı için tıklayınız..
Artık Ruslar’ı turizmin dolgu maddesi yapmayalım
Kapadokya, Truva, Heredot, Meryem Ana, Efes, Artemis’i sadece broşurlerde, jeneriklerde kullandık. Bunu izleyen Ruslardan Yunanistan’ın reklamı olduğunu düşünenler hiçte az değildi. Biz İstanbul gibi bir değere sahip olup Antalya ya ”Turizmin başkenti” dersek, Ruslar ında Antalya’yı Türkiye’nin başkenti sanmaları belki de normaldi.
Antik kentlerle dolu açık hava müzesi bir ülkeye, denizi doldurulup kumsal yapılmış bir ülke muamelelesi yaptık.
O günlerdeki yanlış Rus algılamaları bir tarafa üç beş yıl sonrasını göremedik ve Rusları turizmde dolgu maddesi olarak kullandık.
Ucuz turist politikası oturunca bu sefer kalifiye eleman sorunu çıktı. Genç nüfusun tavan yaptığı bir ülke olarak hiç olmazsa yanlıştan doğru çıkarıp iş fırsatları oluşturma yerine kolaya kaçıp rusça konuşan ülkelerden tranfer ettiğimiz kaçak işçiyle bu sorunu da çözdük. Turiste kendi dilini konuşabilme konforu sunma güzel bir şey. Ancak kitle turizmi yapan ve milyonlarca genci işsiz bir ülke olarak farklı çözümler üretebilmeliydik.
yazının devamı için tıklayınız..
Medvedev ziyareti – Rusya Vizesi
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev in Türkiye ye yaptığı resmi ziyareti , ülke gündemine bomba gibi düşen ve diğer bütün gündemleri alt-üst eden Baykal kaseti ve istifasından nasibini aldı .
Bu çok önemli ziyaret birkaç ana başlık dışında Baykal dan arta kalan zamanlarda haber bültenlerinde kendisine yer buldu. Bu konu bir kez daha ülke gündeminin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Diğer taraftan bunda da bir hayır vardır demeden edemiyorum. Birilerinin ”eksenimiz kayıyor” yorumlarını dinlemekten kurtulmuş olduk.
Medvedev’in bu ziyareti ve yapılan anlaşmalara baktığımda Rusların tarihten gelen sıcak denizlere inme politikasının Türkiye ile stratejik işbirliği yapması sayesinde gerçekleştiğini görüyorum. Diğer bir deyişle 13 kez savaştıktan sonra Türkiye’nin elini sıkmaya ve partner olmayı kabul ettiğini söylemeye gelmiştir Medvedev.
Gündemin çok hızlı değiştiği ülkemizde her ne kadar tam anlamıyla algılanmas da yapılan bu önemli anlaşmaların geleceğimiz adına büyük sonuçları olacağı hep birlikte göreceğiz.
Rusya bu anlaşmalara attığı imzalarla bundan sonra bölgede Türkiye’nin ağırlığı ve gücünü kabul ettiğini göstermiştir.
yazının devamı için tıklayınız..
Fethullah Gülen Hocaefendiyi manşetlerden kim indirmiyor ?
Ülkemiz de medya o kadar kaypak bir zeminde gazetecilik yapıyor ki bırakın satır aralarını , dil sürçmelerini söylenmeyen sözleri dahi söylenmiş gibi manşetlere çekip reyting kaygısı ile Züccaciye dükkanındaki fil gibi ortalığı birbirine katıp karıştırabiliyor.
Bunu kimi zaman tamamen reyting kaygısı ile yapsa da aslında bu taktik genelde kendi ideolojisine malzeme bulmak adına başvurulan gayri ahlaki bir davranıştır.
Sokaktaki insan veya mesleğe yeni başlamış bir kamu görevlisi veyahut tecrübesiz bir siyasetçi için bunlar düşe düşe düşülmemeyi öğrenilen iğrenç tuzaklardır.
Testide ne varsa dışarıya o sızar mantığından hareketle medyanın tek başına ele alınaması sorunun çözümüne katkıda bulunmayacaktır. Dürüstlüğün,haksız çıkara karşı duruşun,ciddiyetin ütopya haline geldiği bu toplumun medyasında da maalesef sonuçlarının da böyle olması kaçınılmazdır.
Gelelim mevzuya ;
Deniz Baykal ın kaset mevzusunda olayın özüyle neredeyse aynı anda ele alınan hatta zaman bir adım öne çıkan bir başlık daha gördük. Fethullah Gülen Hocaefendinin Baykal ın basın toplantısı ile gündeme getirilmesini çok ama çok doğru okumak gerekiyor. Konu başlıkları şeklinde meselenin cemaat ve topluma yansımalarını ele almak istiyorum.
- Baykal isim vermeden ”Pensilvanya” diyerek aslında doğrudan Gülen den bir mesaj almadığını belli etmiştir. Bu şekilde ifade etmesi bile başlı başına bir saygısızlıktır. Baykal için ”imralı” teriminin karşılığı mıdır Pensilvanya? İnsanların ismi yok mudur ? Mesajın geldiği merciyi bile yarım ağız söylerken her an çarketme payı mı bırakmıştır? Yoksa laiklerin ” onun ismini nasıl ağzına aldın” sorgusundan mı bu şekilde kurtulmak istemiştir ? Ülkemin cahil medyasıda Ecevit ile Baykal ı Gülene yakın olmakta kıyaslamaya başladılar. Ecevit ve Baykal Lut gölüyle Everest kadar uzak iki uçtur.
- Diğer yandan Fethullah Gülen Hocaefendi dar çerçevede yapılan bir sohbette konuya değinmiş ve bu şekilde tuzakların dinde yeri olmadığını mı söylemiştir? Bu mesaj tamamen işgüzar bir şahsın Baykal a meseleyi aksettirmesi mi yoksa bilinçli bir elçi mi gönderilmiştir? İşgüzarlıkda olsa doğru müdahele ile buralara gelinmesi engellenebilirdi. Eğer bir elçiyle bilinçli yapılmışsa durumu izah edecek feraset ve akıl yapısına henüz sahip değilim.
- Cemaatin önde gelenleri olayların daha basında en ipe sapa gelmez şekilde ele alınmasına neden çanak tutmuşlardır ? Cemaat önde gelenleri kişisel ve dağınık yapılan konuşmalarda Baykal a ”kadirşinaslık” örneği göstermesinden dolayı teşekkür ederken hangi akla hizmet etmişlerdir ? Saf olmak her zaman temiz kalpli olmak değildir.
- Hocaefendi kendi liderliği ve feraseti bir tarafa ; 30 yıldır bir fiil basının en ahlaksız saldırılarına hedef oldu. Son 15 yıldır basının en önemli önemli kurumlarında sevenleri ve onu fikir önderi görenler var ve medyanın içini dışını çok iyi bilen bir çevresi var. Bütün bunlara rağmen nasıl oluyorda bu çok hayati konularda en ahlak dışı meseleler tartışılırken isminin geçmesine engel olamadı? Çevresinde ki isimler bu konularda kendisini yanlış bilgilendiriyor olabilir mi? Amerika da yaşama konusunu ülke gündeminden uzak durma ve siyaset dışı kalma sebeplerine bağlayan Hocaefendi’yi siyasetin tam orta yerine bırakanlar hangi akla hizmet ediyorlar?
- Kamuoyuna ahlak dışı bir kaset servis ediliyor ve ülkenin en saygın cemaati bu konuda kendisini taraf ilan edilmesine çanak tutuyor ve bu bizim işimiz değil diyor. Bu tongaya düşmesi için bu cemaatin içinde ya çok fazla şöhret heveslisi insanlar var ve medyaya çıkma adına ince eleyip sık dokumuyorlar veya içeride provakatif işlerde kullanılacak kişiler mevcut. Ancak bir örgüt veya çete suçları üstlenir veya üstlenmez. Onun dışı savcıların meselesidir.
- Fethullah Gülen, Baykal ile ilgili böyle bir konuda kendi dar çevresine bir yorum yapmış olupta bunun Baykal a o an iletilmesinde hangi amaç güdülmüştür? Sırf birkaç kendini bilmez CHP li suçladı diye bile böyle bir özür veya açıklama yapma ihtiyacı duymak suçluluk psikolojisinin gereğidir. Toplumun bilinçaltına bu mesele böyle yansıyacaktır.
yazının devamı için tıklayınız..
Baykal Varan 2 den çekiniyor..
Baykal istifa etmese bu kaset olayı çok çabuk unutulurdu. Kasette özel görüntüler olmakla birlikte izleyenleri hayretlere düşürecek herhangi bir detay yok. Yani Baykal ı istifa ettiren bu kaset değil. Sadece bu haliyle bile bu kasetin sadece ve sadece bir uyarı olduğunu anlamak mümkün. Bu kaseti çeken yani bu imkanlara sahip birisi aynı kasette yer almayan çok daha vahim kasetlerinde sahibi olduğunu düşünüyorum.
Baykal Bu ihtimali bildiği ve hatta doğrudan tehdit edildiği için şimdilik bir düşünme zamanı kazanıp istifa etmiş ve her kimse karşı tarafın gazını almak istemiş veya bir orta yol bulmak istemiş olabilir.
Birçok senaryo söylenebilecekken Baykal kalkıp iktidarı suçladı. Senaryolardan birçoğu suya düştü. Bu durumda Baykal ya zor durumda kaldığı için ne yaptığını bilmiyor veya farklı ihtimaller var.
Meseleye böyle bakınca ortaya iki ihtimal çıkıyor. Bu zor dönemde iktidarın desteğine en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde Baykal ın kalkıp doğrudan hükumeti suçlaması işi bambaşka bir alana çekiyor.
Birinci ihtimal : Baykal bu kasetin komplo olduğunu , tamamen düzmece ve montaj olduğunu bütün Türkiye ye isbat edecek ve olayı AKP ye yıkacak. Bu durumda aklı olan herkes bu işin Baykal ın kendi tarafından planlandığını anlar. Ama siyasi olarak Türkiye de puan toplar . Bu durumda Baykal AKP yi sivil dikta ile suçlama kampayasını profesyonellerle el ele yapmaya başlamış demektir.
yazının devamı için tıklayınız..
Sabiha Gökçen Bir havaalanına ismini verecek ne yapmış?
Ülkemizde güncel veya tarihi konularun kendi özelinde tartışılması neredeyse olanaksız olduğundan bir konu hakkında fikir beyan edenlerin bütün potansiyel sinir uçlarını da gözeterek hareket etmesini gerektiriyor.
Bu şekilde konunun özüne gereken önem o konuyu ortaya insan tarafından bile verilemiyor çoğu zaman. Çünkü herhangi bir konumda ki birisi on kelimenin beşini yanlış anlaşılmamak veya linç edilmemek için hazırlık ve güven telkin eden cümlelere ayırmak zorunda kalıyor.
Bu şekilde giriş gelişme ve sonuç bölümlerine ihtiyaç duymadan doğrudan maruzatımı beyan etmek istiyorum.
yazının devamı için tıklayınız..
” Eşini de al git ” demesinler diye..
Tayyib Erdoğan en acil şekilde medyada ve parti içinde eşinin bu kadar sık görünmesinin önüne geçmesi gerekiyor.
Eğer bunu başaramazsa hem sevenleri nezdinde ciddiyetini ve farklı oluşunun tılsımını kaybedecek hem ona karşı olanların eline önemli bir koz vermiş olacak.
Muhafazakar kesim Turgut Özal ı eşiyle ilgili, bir noktadan sonra, yargılanmama çok görmeme gibi bir tavır benimsemişti. . Eşinin dünya görüşü v.b sebeplerden dolayı toplum, o dönemin kendine has algılama biçiminin de etkisiyle, Özal ı ve eşini ayrı kefelere koymuştu aslıda.. Belki Özal bunu kimi zaman açık kimi zaman kapalı ifade edebilmişti . Bütün bunlara rağmen Özal en büyük 3 hatam diye saydığı konulardan bir tanesi de eşinin partiye girmesine izin vermesidir.
Bunlar Erdoğan için ders olmalı. Ama anlaşılıyor ki kendisi böyle düşünmüyor. Ben bir halk üyesi olarak bugünkü durumun olumlu hiçbir katkısı olmadığını bilakis canlı bir bomba gibi her an bir sıkıntı oluşturabileceğini görüyorum.
yazının devamı için tıklayınız..
Türkiye-Rusya arasında vize kalkar mı ?
Türkiye den bakıldığında dış politikada kafa karıştıran birçok mesele olsa da AK Parti hükümeti ile son yıllarda bölgede ki Türkiye algısı değişti. Bunun aksini beyan edip çözüm üretmeyen İnönü tarzı muhalefetin geleceğe dönük çok tutarlı öngörüleri ve hatta kehanetleri yoksa , hem reel politik hem de tarihi misyonun gerekleri açısından bugüne kadar yapılanların ülke menfaatine olduğunu söyleyebiliriz. ….
***
Rusya ile gerçek manada vizelerin kaldırılabilmesi Türkiye açısından çok önemli bir başarı olur .Ancak en son da söylemeyi planladığımı başta kısaca belirtmek isterim ki kısa vadede Ruslarla vizenin kalkması söz konusu görünmüyor.
yazının devamı için tıklayınız..
Rusça da terör
Bu ülkede artık terörist kelimesi sadece ”terörist” şeklinde kullanılmıyor. Gerek halk arasında gerekse yazılı ve görsel basında canlı bombaya ”Şehit-Terörist-” silahlı katile ”Mücahit-Terörist ” kavramları son yıllarda iyice oturdu. Yanlış anlaşılmasın tercümesi değil birebir aynı kelime kril alfebesi ile yazılıyor , okunuşları aynı . (Террористы-моджахеды , Террористы-Шахид, Женщинa-шахидка) Toplum, Şehit ve Mücahit kavramlarını sanki yabancı bir dilden Rusça ya geçmiş terörist kavramına eşdeğer kavramlarmışcasına rahat kullanır hale geldi. Politika ile ilgisi olmayan ve dünya gündemini çok ta yakından takip etmeyen Rus halkı terörle islamı adım adım aynı kareye yerleştiriyor ve toplumda islam dinine karşı içten içe bir nefretin altyapısı hazırlanıyor.
yazının devamı için tıklayınız..
Okşayarak ameliyat yapılmıyor…
Türkiye Cumhuriyeti nin Başbakan ı halkından aldığı güçle Cumhuriyet tarihi boyunca dokunulamazların hemen hepsine dokunmayı kafaya koymuşa benziyor.
Sadece iç siyaseti ilgilendiren konularda değil önemli dış politika meselelerinde de bugüne kadar söylenilmedik söylemleri ile ezber bozmaya devam ediyor.
Ancak İsmet Paşa nın başlattığı muhalefet tarzı yüzünden geldiğimiz noktayı toplum olarak hala anlayabilmiş değiliz.
Zaten bu kadar kısa sürede anlamayı beklememiz de saflık olur. Nitekim bu kadar az zamanda anlaşılabilecek kadar bilinçli bir toplum olsaydık bu kadar derine inmeden bir çözüm üretir ve 80 lerden sonra Özal la başlayan hareketi inkıtaya uğratmazdık. 2000 li yıllara da bugün konuşulan bütün meseleleri hal yoluna koymuş olarak girerdik.
Özal ; son 70 yılın en reformist devlet adamı. Döneminin standartlarının çok üstünde nereden çıkıp geldiyse geldi ve umutların en az olduğu bir dönemde ülkenin kaderinin değişmesine vesile oldu. Görünmez kaza gibi statükonun camına çarptı . Camı kırmıştı, statüko ülkede artık eskisi gibi tam gaz ilerleyemiyordu . Ancak çarpmanın etkisi ile kendisi de güç kaybetti. Ayağa kalkıp mücade etmeye çalıştı , ama elimizi uzatıp gereken desteği vermedik.
yazının devamı için tıklayınız.
Rusya gümrük birliğini kurdu ;
Rusya çoğu kez SSCB dönemi sicilinin de etkisiyle kaba saba, daha içe kapalı ve despot bir uluslararası anlayışın temsilcisi şeklinde algılanır ve siyasi ve politik manevraları fazla dikkate alınmadan ”nükleer başlıkların” yaptırımı şeklinde değerlendirilir.
Ancak çok fazla geriye gitmeden; komunizmi, sosyalizmle bulamaç edip bir süper güç haline gelmiş sonra yıkılmaktan kendini kurtaramamış bir devletler topluluğu olan SSCB’nin Rusya Federasyonu haline dönüşme sürecinde edindiği tecrübeleri, Rusya ile olan ilişkilerde iyi analiz etmek gerekiyor.
Bu analizi yaparken Rusya’nın uluslararası siyasette kendine özgü çok önemli bazı argumanları olduğunu ve bunu çok iyi kullanabildiğini görüyoruz. Rusya ile ticari ilişkilerin gelişmesini ve artmasını arzu eden bir Türkiye Rusya’yı tanımalıdır ve de kendisini en doğru şekilde yeniden tanıtmalıdır.
1980′lerin sonunda batılı uzmanlar; ”30-40 yıl sonra kendisinden bir zamanlar Rusya diye bir ülke vardı diye söz edilecek ‘ bir ülke olarak bahsediyorlardı. Ancak Rusya 10 yıl gibi bir sürede bu beklenti ve öngörüleri yıkmış, tekrar masadaki yerini almayı başarmıştır.
yazının devamı için tıklayınız.
Cephede Bayram -Çanakkale hikayeleri
— Tertip!
— Efendim Toprak!
— El bombası geliyor, dikkat!
— Yakaladım ve geri attım Toprağım.
— İyi.
— Toprak! Mevzide sadece ikimizin kaldığı anlaşılırsa, karşı mevzideki düşman, hep birlikte saldırıya geçebilir. Mevzinin değişik yerlerine geçip, ateş edip, tekrar buraya gelsek olur mu?
— İyi düşündün Tertip. Hadi bismillah!
— ….
— El bombası da atabildin mi?
— Atmam mı?
— Ateş yoğunlaştı, sakın ola mevziden başını kaldırmayasın.
— Hiç başımı çıkarır mıyım Toprağım.
— Tertip!
— Efendim Toprak!
— Yanında yatan Adıyamanlı Abuzer’in gözleri açık kalmış, eğil de kapatıver. Alnından vurulmuş yiğidim.
yazının devamı için tıklayınız.
Ruslar Turist mi Misafir mi ?
Rus turistin Türkiye turizmi açısından önemi, turizmle ilgili söz söyleyen hemen her kesimin birinci veya ikinci cümlesinde kendisine yer bulur.yazının devamı için tıklayınız.
”Kılıç”lar çekildi ..
Yargı,TSK ve CHP bloku ülkeyi yeni maceralara sürükleyeceğe benziyor.
Ordu kısmen kendi alanına çekilmiş gibi görünsede bunun sadece bir taktik ve icbardan ötürü bugün için böyle olduğunu unutmamak lazım. Şartlar olgunlaştığında tekrar kaldığı yerden devam edecektir.
Burada söz konusu bayrağı alıp bir adım öne çıkan yargı ve Taraf ın deyimi ile o yargının Başbakanı Baykal ın belirleyeceği tavır önümüzde ki seçimlerin önemli etken faktörlerinden olacaktır. 2007 seçimleri öncesi oluşturulan gergin siyasi atmosfer AKP ye yüzde 47 olarak yansıdı. Bugun oylarının erimeye başladığı dillendirilen bir iktidar bu şekilde kuvvetle muhtemel oylarını % 40 ların üzerine taşıyacaktır.
yazının devamı için tıklayınız.
Basın Özgürlüğü
Başbakan Erdoğan ın yazarları,muhabirleri ( askeri ve sivil ) patronlara şikayet etmesi üzerine ülkede bir çok yazar bunun karşısında yer alıp demokrasi havarisi kesildiler.Bildiriler imzalayan yazarların içinde fikirlerini toplumun büyük oranda benimsediği isimlerde mevcut. Bu olay bir kez daha gösterdi ki ülkemizde siyaset ileri demokratik düzeye ulaşamamış olmasına rağmen aydınlar hala siyasetin gerisindeler. Bir başbakana fikirlerinden dolayı yüklenen fikir ve kalem erbabı aslında kendi kişisel çıkarları uğruna hareket ediyorlar.
Nitekim Başbakan medya ile mücadele etmeyi, yazarların fikrine kelepçe vurmayı gaye edinse bunu çok daha sessiz ve el altından yapabileceği ölçüde yapardı. Daha önce ki başbakanların yaptığı gibi.Ancak 7,5 yıllık serüvende biz bu Başbakan ın sicilinde böyle bir olay bilmiyoruz.
yazının devamı için tıklayınız.
Kaybedilen 100 yıl.
Tarihi yaşarken yapılan analizlerin isabetli ve objektif olması oldukça zordur.
Ancak ülkemizde tarihi konuların hele yakın tarihi ilgilendiren konuların bu denli artı ve eksi uçlara tartışılması ve yorumlanması başlı başına içinde bulunduğumuz durumun sağlıklı olmadığının en açık göstergesidir.
Türkiye siyasi tarihinin ülke sorunlarını çözmekte başarısız olmasının altında yatan en önemli etken siyasetle başlayan ve toplum katmanlarını da etkisi altına alan bu kamplaşmalardır.
yazının devamı için tıklayınız.
Bir devir kapanıyor
Kendi özüne ve değerlerine bağlı bir Türkiye nin, kurdukları yeni dünyanın başına bela olacağını bilen dış güçler Cumhuriyet sonrası Türkiye yi işte bu maşaların eline teslim ettiler. Ve Türkiye 60 yıldır bu beyni yıkanmış yahudi ve batı uşaklarının kontrolünde yönetildi. Şimdi deniz tükendi, şapka düştü ve kel ortaya çıktı.
Önemli olan bundan sonrası. 60-70 yıl sonrasının dünyasında Türkiye nin oynayacağı rolun bugun belirleniyor olması lazım. Geçirelen her gün kayıp sayılır. 21 yy dan 10 yıl yedik. 21 yüzyılın % 10′unu dolu dolu geçirdik diyemeyiz. Ancak ümitsiz ve karamsar olmamak için de bu onyıllık süreçte birçok doğru işin yapıldığını bilmemiz gerekiyor.
yazının devamı için tıklayınız.
Sinsi güçten korkmayacaksın..
AK Parti hükümetine karşı oluşan blok ülkede muhalefet olarak adlandırılıyor. İktidarın karşısında yer almak muhalefet değildir. Eğer bütün siyasi gruplar aynı noktadan hareketle biraraya gelip,aynı söylemi paylaşarak bir blok oluşturuyorlarsa burada asıl muhalefet iktidardır.
Ancak ülkemizin sağlıksız demokrasi geçmişi , toplumun meseleleri kitlesel hareketlerin etkisi altında kalarak değerlendirmesine yol açıyor. Bireysel analiz ve tercihlerden uzak olunca dış mihrakların politikaları çok daha rahat kendisine hayat bulabiliyor.
2000 li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti hukumetlerinın ortalama ömürlerini 16 ay olarak alırsak AK Parti nin 7 yıllık iktidar döneminin ülke standartları adına oldukça uzun olduğu gerçektir. Buna alışkın olmayan toplum zamanla doğru bildiklerini sorgulamaya başlıyor. Somut ekonomik veya siyasi meseleler üzerinden tartışma kültürü olmayan toplumumuz muhalefet adı altında iktidar kavgası veren siyasi hareketlerin etkisine çok hızlı girebiliyor.
yazının devamı için tıklayınız.
Asker son kozunu oynuyor ..
Genelkurmay Başkanı ordunun hukuka saygılı olduğu açıklamasını yapti , yersen ..
Yiyenler hemen yelkenleri indirdi ve askerin hukuka saygili oldugunu ve darbelerin artik mizansen olarak kalmaya mahkum oldugunu halka anlatmaya koyuldu.
Ancak siyasi gercekler oyle bir gunde degismiyor. Askeriye Turkiye nin uzerinde saibe kaldirmaz kurumu bilinmesine ragmen sisti. Son yillarda ki saibeleri ayyuka cikti. Her ne kadar ismarlama anketlerle bu durum son birkac yil gozardi edilebildiyse de artik kismen engellenebiliyor ancak egik duzleme gelindi.
yazının devamı için tıklayınız.
Cuntalar contamizi gevsetmeden..
Hep heyiflanir dururdum Menderes idamini neden bu ulke sessiz sedasiz yasadi diye. Menderes in daragaci seruveninde hic bir catlak ses cikmamasini, bir er,bir subay,bir gardian,bir avukat dahi olsa kimsenin bir asirilikla bu ise bir tepki vermemesini hep kinardim.
Dunya da o kadar cani,o kadar terorist anlamsiz ideolojiler ugruna yuzlerce insanin hayatina kiyarken,bunu kendi cani pahasina da olsa yaparken hic bir Allah in kulu yasanan bu cinayete durduramayacagini bile bile dur dememesi insanimizin vefasizligi konusunda beni zaman zaman umitsizlige sevketmistir.
Bastirilmisliktan veyahut bosvermislikten urkmusumdur aklima geldiginde. Binlerce insan belki kendi hayatlarini ilgilendiren ama hayat memat meselesi de olmayan bir meseleden dolayi aylarca Ankara nin gobeginde kamp kurup protesto edebiliyorken ulkede halkin yarisindan fazlasinin oyunu almis bir basbakani en kucuk bir direnisle karsilasmadan hunharca asagilamislar sonra da katledilmislerdir . Osmanli dan bu yana suregelen genlerimizde ki bu vefasizliga daha fazla girmeyecegim …
yazının devamı için tıklayınız.
Itibar ve Vize ..
Erdogan Katar da da vize konusunu ulke gundemine getirdi. Uluslararasi pazarlarda ticaret yapan sirketlerimiz icin onemli bir konu vize. Ulkemizin dunyada bir imaj sorunu oldugu kesin .Bunda sayabilecegimiz onlarca etkenin yaninda bugune kadar Turkiye yi disarida temsil etmek durumunda kalan kesimlerin ulke imajina olumsuz etkileri muhakkak. Butun bu nedenlerden oturu yurt disina kisa is seyehatlari yapan insanlar icin vize proseduru ile ugrasmamak oldukca onemli bir kazanç.
Ancak burada onemli olan ileride vize anlasmalari yapilan ulkelerle ilgili sureclerde sorun yasanmamasi gerekiyor. Ulkemiz insaninin kacak mal,para veya kanun disi islere meyletmemeleri ve bu imtiyazlari suistimal etmemeleri gerekir. Hele hele cok daha agir suclarin veya suclularin bu imtiyazlari kullanarak ulke imajina zarar vermesi olasiligina cok daha titiz onlemler alinmali. Burada gorev istihbarata dusuyor.
yazının devamı için tıklayınız.
Ağır aksak Türkiye Turizm’i…
Turizm ve Kültür Bakanlığı son 3-4 yıl itibariyle bütün dikkatini ve mesaisini başta İstanbul olmak üzere tarihi ve kültürel zenginliği yoğun bölgelerimizde restorasyon ve tanıtım faaliyetlerine harcayarak geçirdi.
Bunun yanında Türkiye genelinde festivaller,fuarlar,kültür sanat faaliyetleri,tiyatro ,bale,sinema v.b etkinliklere daha fazla önem ve destek çalışmaları önceki dönemlere oranla çok daha yoğun ve faydalı çalışmalar yapılmakta.
Turizme gelince ; 10 yıl öncesine kadar turizm denlince aklımıza gelen yaz turizmi iken bugün ülkemiz medikal (sağlık) ve inanç turizmi açısından önemli bir destinasyon olarak kabul edilmektedir. Bunun yanında Türkiye alıveriş turizminde önemli bir ülke olabileceğini de ispat etmiştir. İstanbul ve güney illerimizin yanı sıra sınır bölgelerimize yakın şehirlermizin önemli birer alışveriş cenneti olabileceğini G.Antep gösterdi. Eylül ayında Suriye ile aramızda vizelerin kalkması ile bu şehrde ki bir alışveriş merkezi arap turist sayısının 3 binden 50 bine yükseldiğini açıkladı. Şehir esnafı cirolarının % 40 nın sadece Suriye li esnaf tarafından yapıldığını belirtiyorlar. Önümüzde ki dönemde Ermenistan ile planlanan ılımlı politikalar da hayata geçirilebilirse doğu illerimiz içinde aynı şey söz konusu olacaktır….
yazının devamı için tıklayınız.
Cumhurbaşkanlığı Seçimleri
Türkiye yi oldukça önemli bir kırılma noktası bekliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi. Bugun elimizde çok az verinin olduğu bu süreç Türkiye için her ne olursa olsun hayati önem taşıyan bir dönüm noktası olacağı kesin.
En önemli verilerden bir tanesi halkın seçeceği olması ve kimin aday olacağı. Akla ilk gelen Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül isimlerinin aksine asıl önemli olan muhalefetin yani CHP veya sol kanadın üzerinde anlaşacağı adayın kim olacağı.
yazının devamı için tıklayınız.
Her gün bir Darbe oluyor..
Ülkede üst üste 4. sivil Cumhurbaşkanının görevde olduğu,7 yıldır statükoyla çarpışan,mücadele eden bir hükümet olmasına , yaklaşık 20 yıldır Avrupa Birliği konusu ülkede ki tüm hükümetlerin birinci gündem maddesi olmasına rağmen maalesef Türkiye sorunlarını çözme yeteneğine kavuşabilmiş değildir.
yazının devamı için tıklayınız.
.
Garip ve art niyetliyiz..
Cumhurbaşkanı Gül’ün, Hindistan’a giderken uçakta gazetecilere ”Anayasa değişikliği için fırsat kaçtı” demiş.
Bir kısmımız bu sözlerin altında Ak parti ile arasında başladığı iddia edilen soğuklaşmanın dışa vurumu olarak algılamış. Bir kesim ise aslında ne demek istediğini daha pozitif varsayımlarla açıklamaya çalışmışlar.
Ülkemizde neden hep birşey denmek istenir? Özellikle resmi ağızlardan söylenen sözler neden hep tevil ister? Diplomasinin, uluslararası ilişkilerin muhakkak ki kendine özgü bir dili vardır. Ancak doğrudan bir ülkeyi yani br aileyi ilglendiren konuları daha açık konuşulması gerekir diye düşünüyorum.Bir Cumhurbaşkanı sırf siyasete çekilmesin diye söyleyeceği şeyleri 100 kere düşünürse doğru düzgün derdini anlatabilir mi?
yazının devamı için tıklayınız.
M….H….P…. boşlukları doldurun ..
Boşlukları Bahçeli Doldurdu (Metreli Hareket Partisi)
Testide ne varsa dışarıya o sızar.
DTP nin elini sıkan Bahçeli eğer AKP ye yumruk atıyor veya atılmasını engellemiyor ise kör gözler için bunda anlayacak ne büyük manalar vardır.
Bu durum MHP nin tüm hedefinin oy olduğunu , oy için satmaycağı hiç bir değeri bulunmadığının açık göstergesidir.Tabii ki bu satış işlemi farklı şekil ve kisveler altında olacağından anlamak için biraz dikkatli bakmak gerekebilir.
Tarık Bayram
yazının devamı için tıklayınız.
Son eklenen makale
Sayın İlker Başbuğ, malum, Genelkurmay Başkanımız.
Gençler Ferenc Puskaş’ı belki tanırlar, belki tanımazlar; senelerce Real Madrid’de top koşturmuş, 1927 doğumlu, 2006′da vefat eden efsanevi Macar futbolcu.
Puşkaş ile Başbuğ arasında ne alaka var diye düşünebilirsiniz, anlatmaya daha doğrusu alaka kurmaya çalışacağım.
Bir Avrupa kupası maçı için Beşiktaş ile Real Madrid 1958 senesinde İstanbul’da Dolmabahçe stadında karşılaşıyorlar; efsanevi Puşkaş da sahada ve maça çıkmadan önce de Beşiktaş’ı mutlaka yeneceklerini iddia ediyor.
yazının devamı için tıklayınız.




















yeni yazı yeni resim isteriz..
Tarık Bey, gündemi çalkalayan ‘Mecliste kavga’ olayı hakkında ki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz…
Saygılarımla…
Sitedeki resmini görünce kendimi geçmişteki kovboy filimlerinin oyuncularından birini görmüş gibi hissettim.:)
Başarılarınızın devamı dileğiyle..
Bu arada Sabancıya CEO arıyorlarmış..Tenezzül edersen bi bak…:))
Mestteki 4.kişi